10 Aralık 2010 Cuma

boşluğa değil boşa

bazen yazarlarla ropörtaj yapar ya birilieri..sorarlar ya sorunun birinde,okuma serüveninin nasıl başladığını...ah nasıl özenirim bu soruya,nasıl...hayal etmekten kendimi alamam bu sorunun bana sorulduğunu...
okumak belki de son zamanlarda yaptığım,görünürdeki, en manidar iş olduğu için,ki bundan asla emin değilim,bu kadar düşünüyorum üzerinde...
kitaplar sonsuz tane gibi...bitmiyorlar bitmiyorlar hiç...onlar böyle devam ettikçe ben duruyorum..onlar çoğaldıkça ben azalıyorum...tam tersi olmalı değil miydi?...
....

9 Aralık 2010 Perşembe

sokak sokak





















bana köfteler hazırlayın salatalar hazırlayın bir de pencere
oturup umutla birşeyler unutayım
...
meymenet sokağının tadını bilirim hep ama gidemem
oturur dosya düzenlerim akşama kadar
daracık boş zamanlarımda durup sokakları düşünürüm
deniz kıyılarına inen ufak tefek sokakları
doksaniki dosya düzenlerim başlarım yeryüzünü sevmeye
alışamadığım şeyleri sevmeye çabalarım
bir vakit var yeşille beşbuçuk arasında
evrenin sevişmek için yorulduğu yumuşadığı isteklendiği

ellerim kollarım sevinir ben sevinirim sokaklarda
durmaz yaşarım koyu koyu
dünyada meymenet sokağı var başka sokaklar var hep sokaklar
...
gökyüzünün kalkıp dudaklarıma bir değmesi var
oysa kapılar var duvarlar var perdeler var

bir bıraksalar
sonra başka şeyleri özlemeye

turgut uyar

sormuyorum susuyorum

























duy beni,kocaman duy beni
şimdi bize kim gülümseyecek...


mustafa akar

8 Aralık 2010 Çarşamba

sınırlar

belki de genç kızlığın sınırı burasıdır:Annenin babanın çocuğu olmaktan çıkıp,başkalarının gözdesi olmaya başlamak...

ali ayçil,sur kenti hikayeleri

açtım,gittim,geldim,gelmedim...

yazmak bir yara gibi bende...yara açılınca acıtır,yazmak duygusu açılınca acıtır...
yara arada olur,yazmak duygusu hep...

iyiki kitaplar var...

iyiki gözlerim var gören...